ATO - SAHTE TÜRKİYE RAPORU
ATO’DAN “SAHTE TÜRKİYE”
RAPORU
SAHTE RAKI FACİASI İLE
ÇALKALANAN TÜRKİYE, ASLINDA TAM BİR “SAHTE” CENNETİ… AMERİKAN RAPORLARINA GÖRE
TÜRKİYE SAHTECİLİKTE BİR NUMARA
ATO’NUN RAPORUNA GÖRE,
TÜRKİYE’DE SAHTECİLİK SINIR TANIMIYOR. SAHTE İMAMDAN SAHTE EHLİYETE, SAHTE
TABLODAN SAHTE GÜBREYE KADAR HEMEN HERŞEYİN SAHTESİNE RASTLAMAK MÜMKÜN.
SAHTECİLİĞİN EN
TEHLİKELİSİ GIDA MADDELERİ SAHTECİLİĞİ… SAHTE GIDALAR ÖLÜM SAÇIYOR.
ATO BAŞKANI AYGÜN:
“KRİZ, SAHTECİLİĞI BİR SEKTÖR HALİNE GETİRDİ
SAHTECİLİK, REEL SEKTÖRÜ
KEMİREN, İNSAN SAĞLIĞINI TEHDİT EDEN VAMPİR SEKTÖRDÜR.
SAHTECİLİK SUÇU
İŞLEYENLERİ ÜYELİKTEN ATACAĞIZ, AĞIR PARA CEZALARI VERECEĞİZ.
Türkiye günlerdir “sahte rakı” faciasını
konuşuyor. Aslında “sahte” kavramı bize hiç de yabancı değil. Onu gündeme
çıkaran sahteciliğin boyutları değil, yol açtığı ölümler. Çünkü Türkiye tam bir
“sahte cenneti”…
ATO’nun raporuna göre, Türkiye’de sahtecilik
sınır tanımıyor. Örneğin, sahte meslek erbapları cirit atıyor. Sahtekarlar, iyi
para kazandıran gözde meslekleri tercih ediyorlar. Türkiye’de 5 bin civarında
“sahte diş hekimi” var. Muayenehane açacak parası olmayan yeni mezun diş
hekimlerinin diplomalarını kullanarak diş hekimliğine soyunuyorlar. Çürük
olmayan dişin çekilmesi gibi riskler bir yana hijyen kurallarına uymayan sahte
diş hekimlerinin hastalara Hepatit ve AIDS bulaştırması riski var.
Sahte doktor”lar ise genellikle sahte kimlik
kullanıyorlar. Kendisini doktor olarak tanıtarak Güreş Milli Takımı’nda iki yıl
çalışan “sahte doktor” bile görüldü Türkiye’de.
Mimarlık da sahtelerine sıkça rastlanan bir
meslek grubu… Gerçek meslek sahipleri “sahte iç mimar” ve “sahte mimar”lardan
dertli…
Sahte avukat”lar, çalıntı ya da sahte avukat
kimliği ile adliye koridorlarını arşınlıyor, davalara giriyorlar.
Sahte diploma” ile öğretmenlik ve
mühendislik yapanlara da sıkça rastlanıyor.
İMAMIN, HAFIZIN BİLE
SAHTESİ VAR
Sahtekarlar, vatandaşların dini inançlarını
sömürmekten bile çekinmiyor. Mezarlıklarda para karşılığı Kuran okuyan “sahte
hafız”lar, özellikle bayram günleri mantar gibi çoğalıyor. Sahte imamlar da
camiler de fetva veriyor.
Sahte maliyeci”ler, maliye kokartıyla vergi
mükelleflerine giderek, “Maliye Dergisi”, “Maliye Gazetesi” gibi isimlerle
gazete, dergi, CD, broşür ve benzeri şeyler satıyorlar. Mükelleflerin ev veya
işyerlerine giderek, beyaz bir kağıda basılmış sahte tahsil alındılarıyla para
tahsilatı yapıyorlar. Sahte maliyeci olduğu gibi “sahte mal müdürü” de var.
Özel dedektiflik Türkiye’de yeni ama gözde
mesleklerden biri. Öyle olunca hemen sahteleri de türüyor.
KANIKSADIKLARIMIZ
Türkiye’de artık kanıksadığımız pet çok
sahtecilik türü var: “sahte senet”, “sahte adres”, “sahte yeşil kart”, “sahte
isim”, “sahte para”, “sahte çek”, “sahte evrak”, “sahte diploma”, “sahte nüfus
cüzdanı”, “sahte pasaport”, “sahte ehliyet”, “sahte sağlık karnesi”, “sahte
imza”, “sahte fatura”, “sahte fiş”, “sahte rapor”, “sahte sigorta poliçesi”,
“sahte kredi kartı”, “sahte oy pusulası”, “sahte seçmen”, “sahte otobüs
bileti”, “sahte piyango bileti”, “sahte maç bileti”, “sahte plaka”, “sahte
reçete”, “sahte rapor”, “sahte tablo”
PES DEDİRTEN
SAHTECİLİKLER
Sahte gazi- Gazi derneklerinin de adını
kullanarak vatandaşlardan bağış toplayan “sahte gazi”ler var.
Sahte tahsilat bürosu: ASKİ su faturalarını
tahsil eden tahsilat büroları kurarak vatandaşa uçan parasının üzerine bir
bardak su içirtiyorlar
Sahte gübre- Kaya tuzu ile alçıyı
karıştırarak “sahte gübre” üretiyorlar.
Kan kanseri, ilik kanseri gibi sahte
hastalık numarası yapıp, ameliyat parası toplayan dilencilerden, sahte cennet
vadedenlere kadar sahtecilik yaratıcılığında sınır tanımıyor Türk insanı.
Çamaşır suyu, deterjan, şampuan ve diş
macununun da sahtesi yapılıyor. Çöpe atılan şampuan ve temizlik malzemesi
şişelerini toplayıp bunları kendi ürettikleri sahte maddelerle doldurup
anlaşmalı market ve bakkallarda satıyorlar. Sahte temizlik ürünleri, alerjik
reaksiyonlara, ciltte ve gözde tahrişlere yol açıyor. Genellikle açıkta satılan
sahte deterjanlar çamaşır makinalarını bozabiliyor.
SAHTE SİGARANIN CİROSU 1
KATRİLYON
Sahte sigara” üretimi, yıllık cirosu 1
katrilyon liraya ulaşan bir sektör haline geldi. Genellikle yerli sigaraların
sahteleri üretiliyor. Bu iş için Çin’de fabrika kuranlar bile var. Bu sigaralar
kalitesiz tütünden yapılıyor. Maliyeti daha da düşürmek için içine tahta tozu
ve bez artıkları karıştırılıyor. Türkiye’de yılda 14-15 bin ton sahte sigara
satılıyor. Paketler öyle iyi taklit ediliyor ki gerçeği ile sahtesini
birbirinden ayırmak neredeyse imkansız.
Sahtekarların rağbet ettiği bir başka sektör
de kuyumculuk sektörü… Özellikle “sahte altın” satışı Türkiye’de çok yaygın…
SAHTE GELİNİM OLUR MUSUN
?
Sahte gelinler, resmi nikah yerine imam
nikahı istiyor. Evlendikten birkaç gün sonra paraları ve takıları alıp ortadan
kayboluyor.
Görev yerlerine gitmek istemeyen devlet
memurları, tayin uğruna “sahte evlilik” yapıyor. Hatta bu amaçla Ankara’da
bürolar açıldığı ileri sürülüyor. Türk vatandaşlığına geçmek isteyen yabancı
uyruklu kadınlar da Türk erkekleriyle para karşılığı sahte evlilik yapıyor.
Sahte evrak”la malulen emeklilik hakkı
kazanan “sahte emekliler” var. Malulen emeklilik hakkı kazanan bazı erkekler
için sadece kadınlarda rastlanan bazı hastalıklara ilişkin heyet raporları
alındığı, zaman zaman basında da yer alıyor.
Türkiye’de erkek yetim ve öksüzler, 18
yaşına kadar, tahsilleri devam ediyorsa 25 yaşına kadar, kız yetim ve öksüzler
ise evlenmemek koşuluyla ölene kadar maaş alabiliyor. Bu haktan yararlanmak
için akılalmaz sahtecilik yolları deneniyor.
Babası ya da annesinin emekli maaşını
alabilmek için cinsiyet değiştirip, pembe nüfus kağıdı alanlar,
Oğlunun imam nikahlı karısı (gelini) ile anlaşmalı
resmi nikah yaparak öldükten sonra emekli maaşlarının geliniyle oğluna
kalmasını sağlayanlar.
Hem annesinden hem babasından kalan maaşları
aldığı gibi, boşandığı eşinden nafaka ve hatta kendi özel sigortasından maaş
alarak her ay dört maaşla geçinenler.
Bakıma muhtaç derecede hasta, dul ve
emekliye, yaşadığı sürece bakmak koşuluyla anlaşmalı evlenip, karşılığında
emekli maaşa konanlar.
Emekli sandığından emekli birinci kocasının
dul maaşını aldıktan sonra, Bağ-Kur ya da SSK’dan emekli ikinci kocasının dul
maaşını alarak çifte maaş alanlar.
Emekli maaşı yüksek ve ek gösterge alan dul
ve emekli erkekler ile evlenerek hayatlarını garantiye alanlar
Emekli maaşı kesilmesin diye yabancılarla
evlenerek devlet babadan maaş almaya devam edenler.
Vefat etmiş memur emeklisi eski eşinin
maaşını almak için ikinci eşinden anlaşmalı olarak boşanıp maaş bağlatanlar.
Çeyiz parası adı altında 2 yıllık aylıkları
peşin olarak almak için anlaşmalı evlilik yapıp, boşananlar.
Kendi emekli maaşından ayrı olarak aynı kurumdan
emekli ve ölmüş kocasından da dul maaşı alanlar.
Hiç bir işte çalışmayarak merhum babasının
emekli sandığından kalan maaşı, merhum annesinin SSK’dan kalan maaşı ile gül
gibi hayat geçirenler, sahte evliliklerin akılalmaz senaryolarını yazıyorlar.
EN VİCDANSIZI GIDA VE
İLAÇ SAHTECİLİĞİ
Gıda ve ilaç sahteciliği yol açtığı sonuçlar
bakımından cinayetten farksız… Gıdanın ve ilacın sahtesi, ölüm ya da sakatlığa
yol açabiliyor.
Özellikle antibiyotik, Viagra ve vitamin ile
Vermidon ve Aspirin gibi çok talep edilen ağrı kesici ilaçlarda sahtecilik
yapılıyor. “Sahte antibiyotik” yapımında kireç tozu ve tatlandırıcı laktoz
kullanılıyor. Sahte ilaçlar, eczanelerde satılamadığı için, Anadolu’daki
bakkallarda ya da pazarlarda el altından piyasaya sürülüyor.
BUNLARI İNSAN YİYECEK
Sahte gıda piyasasında ürün yelpazesi bir
hayli geniş. Türkiye’de 27 bin gıda sanayi işletmesinin 10 bini denetlenemiyor.
Çünkü bunlardan sadece 17 bini Tarım Bakanlığı’nın gıda siciline kayıtlı.
Yaklaşık 400 bin gıda satış ve toplu tüketim yeri olduğu dikkate alındığında
insan sağlığının ne denli bir tehdit altında olduğu ortada. Gıdada teknoloji,
hilenin hızına yetişemiyor. Hile teknolojiden hızlı gelişiyor.
Beyaz eti klora batırıp taze görüntüsü
veriliyor.
Ufalanmış peyniri jel ile birleştirip
yeniden kalıp peynir yapılıyor.
Dana kıymaya tavuk sakatatı katılıyor.
Yağ ve kemik külünden lahmacun yapılıyor
Sütün yağını alıp yerine margarin koyuluyor
Küflü kaşardan eritme peynir yapılıyor.
Tavuk dönerlerin içine tavuk derisi, bağırsak,
paça ve sakatatlar baharatlanıp karıştırılıyor.
Kırmızı bibere kiremit tozu ekleniyor.
Kalitesiz bulgura boya katıp ayıp örtülüyor.
Hazır limon suyu içerisine su ve limontuzu
katılıyor.
Zeytinyağına rafine ayçiçek, kanola, fındık
ve soya yağı karıştırılıyor.
Son kullanma tarihi bitmiş sucuklar, yeni
yapılan sucukların içine atılarak yeniden imal ediliyor.
Kelle ve paçalar traş bıçağı ile
temizlenerek tüketime sunuluyor
Tavuk kemikleri öğütülüp renklendirici katkı
maddeleri ile salama katılıyor
Salam ve sosis içerisinde hayvansal atıklar
katılıyor
Soya baharatla karıştırılıp sucuk imalatında
kullanılıyor.
Dökme baharatlar arasına kurutulmuş ot-sap
karıştırılıyor.
Helvanın içine beyaz susam yerine Sudan’dan
ithal edilen ucuz siyah susam konuluyor.
İyi çay, “2.5 yaprak” olarak tabir edilen
çay filizinden elde ediliyor. Ancak sahtekarlar, körpe filiz yerine kart
dalları da çaya karıştırıyorlar.
Depoda iyi muhafaza edilmediği için küflenen
çaylar da soframıza geliyor. Küflü çay karaciğere zarar veriyor.
Köfte ve dönere soya kıyması katılıyor.
Kakaolu fındık kremasında kakao yerine
keçiboynuzu tozu, kakao yağı yerine margarin kullanılıyor.
Sucuk, sosis ve salam gibi gıdaların raf
ömrünü uzatmak için gereğinden fazla nitrat katılıyor. Bu da böbreklere zarar
veriyor.
Balın içinden, zararlıları kovmak için
kullanılan naftalin ve antibiyotik çıkıyor.
Süt pastörize edilmeden peynir ya da
tereyağı yapılıyor. Kaynatılmamış ya da pastörize edilmemiş sütten yapılan
peynir ve tereyağı yiyenleri brusella ve malta humması hastalığı bekliyor.
Baklava ve kadayıfın içine fıstık yerine
bezelye konuyor.
Zeytin salamurasında gıda tuzu yerine sanayi
tuzu, içme suyu yerine sanayi suyu kullanılıyor.
Zeytin havuzlarına paslı demir atılarak zeytinler
karartılıyor. Bu maddeler kansorejen etki yaratıyor ve alzheimer hastalığını
tetikliyor.
Zeytini karartmak için tekstil boyası da
kullanılıyor.
Tereyağına margarin ve patates
karıştırıyorlar.
Bala hile amaçlı katkı maddesi olarak
nişasta, şeker kamışı, akçaağaç, darı ve mahua bitkilerinin çiçekleri, şeker
pekmezi, hidrol, parafin katılıyor, düşük nem içeren ballara su ekleniyor.
Fazla çiçek bulunmayan yörelerde kovanların çevresine şeker ve şeker şurupları
konarak arılar doğal olmayan yöntemlerle besleniyor.
Şeker pancarı pekmezini üzüm pekmezi diye
satıyorlar.
Kaşar peynirine soya yağı ve margarin
katılıyor.
Salam, sosis gibi gıdaların içine et yerine
nişasta, tavuk derisi, kırmızı etin kasaplarda kullanılmayan kanlı kısımları,
zar, kan, bol baharat ve tuz kullanılıyor.
Reçelin içine az miktarda meyve, bol
miktarda şeker şurubu konuluyor.
Süt tozunun içine tebeşir tozu, pudra şekeri
katılıyor.
Şam fıstığına kurutulmuş bezelye
karıştırılıyor.
Sahte rakı, sahte şampanya, sahte şarap,
sahte votka derken ölümler birbiri ardına geliyor. Ancak sahte gıdalardan kaç
kişinin yaşamını yitirdiği ya da ölümcül hastalıklara yakalandığını kestirmek
ise neredeyse imkansız. Sahte gıda ve içkinin kol gezdiğini herkes biliyordu
ama ölümlere yol açacağına kimse toz kondurmadı bugüne kadar.
Sahte gıda maddelerinin çoğunun ambalajında
üretim tarihi, son kullanma tarihi ya da üreten firmanın adı bulunmuyor.
Ambalajlara sonradan yapıştırılan etiketlerdeki bilgiler de sahte… Sahte
gıdalara sanıldığı gibi sadece semt pazarlarında değil, market raflarında bile
rastlanabiliyor.
Sahte salam, sosis ve sucuk gibi gıdalar,
hiçbir besin değeri olmaması bir yana böbrek ve karaciğerleri tahrip ediyor.
Etkisi 5-10 yıl içinde ortaya çıkıyor. Başta deli dana olmak üzere pekçok
hastalık yayıyor.
SAHTECİLİKTE BİR
NUMARAYIZ
Markalı ürünlerin sahtelerini ürütmekte bir
numarayız. Dünya piyasalarında adımız “taklitçi”ye çıktı. Amerika Birleşik
Devletleri Ticaret Temsilciliği’nin (USTR) yayınladığı yıllık Fikri Mülkiyet
Hakları Raporu’na göre, Türkiye “marka taklitçiliği” de denen marka
sahteciliğinde ilk sırada yer alıyor. Dünya Gümrük Örgütü’nün belirlemelerine
göre ise Polonya ve Tayland’dan sonra üçüncü sıradayız.
Marka sahteciliği, tekstil, parfüm, gözlük,
kozmetik gibi ürünlerde yaygın. En çok taklit edilen markalar arasında ise
Adidas, Puma, Nike, Polo, Panasonic, Microsoft, Citizen, Versace, Gucci, Dolce
Gabbana, Diesel, Louis Vuitton, Ralph Lauren, Barbie, DKNY, Prada, Lacoste,
Paul&Shark ve Sony gibi ürünler yer alıyor. Marka ürünlerin taklitleri
beşte bir fiyatına satılıyor. “Sosyete pazarı” olarak da bilinen semt
pazarlarında ve işportada satışa sunulan taklit ürünleri tercih edenler
arasında sosyeteden isimler de var.
Taklit ürünler yüzünden devletin vergi kaybı
3 milyar doları buluyor. Sahte ve taklit mallar iç piyasada alıcı bulduğu gibi,
İsrail, Rusya ve bazı Avrupa ülkelerine de ihraç ediliyor. Taklit ürünlerin
yaygınlığı yüzünden, yabancı markalar Türkiye’de yatırım yapmaktan kaçınıyor.
Taklit mallar piyasasının mafyasının bile
oluştuğu, kara paranın bir bölümünün taklit mallar üzerinden aklandığı da
belirtiliyor.
Dünya Gümrük Örgütü’nün verilerine göre 2004
yılında tüm dünyada 512 milyar dolarlık sahte mal üretildi. Bu rakam dünya
ticaretinin yüzde 7’sini oluşturdu.
ATO BAŞKANI AYGÜN
Rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunan
ATO Başkanı Aygün, sahtecilik olaylarında ekonomik krizden sonra patlama
yaşandığına dikkat çekerek, “Kriz, sahteciliği bir sektör haline getirdi. Yükte
hafif pahada ağır ne varsa sahtesi yapılıyor” dedi. Aygün şunları söyledi:
Sahte ürünler, sahte yaşamlar bir kaç yıldır
artış gösterdi. Ekonomik kriz sahtecilik olaylarının normal bir olaymış gibi
görülmesine neden oldu. Adeta kanıksandı. Alanda satan da memnun hale geldi.
Oysa sahtecilik, reel sektörü kemiren, insan sağlığını tehdit eden vampir
sektördür. Ta ki, bu vampir sektör, sahte rakı ile ölümlere yol açınca, Türk
halkı sahtecilik sarhoşluğundan uyandı. Ne yazık ki krizler ve yüksek enflasyon
Türk halkını bir ahlak erozyonu içerisine soktu. Köşe dönmecilik, cennette
yaşama isteği, emek ve ahlakın üzerini örttü. Adeta sahte bir cennet yarattı.
İnsanlarımızı bu sahte cennete kurban ediyoruz.”
ATO AĞIR CEZA VERECEK
Sahte rakı, sahte votka gibi ölümlere yol
açan sahtecilik olaylarıyla genel olarak gıda sahteciliğinin cezasının
yasalarımızda komik kaldığını ve suçluların marka sahteciliği ile
yargılandıklarını hatırlatan Aygün, “Bu suç tasarlayarak adam öldürmek suçuna
eşit bir suç olmadığı sürece sorun çözümlenmez” dedi.
Ankara Ticaret Odası Disiplin Kurulu’nun bu
dönemde çok etkin çalışmalar içerisinde bulunacağını kaydeden Aygün,
tüketicinin sağlığı ile oynayan üyelerinin gözünün yaşına bakmayacaklarını,
uyarma, kınama, üyelikten geçici çıkarma ve üyelikten kesin ihraca kadar varan
disiplin cezalarının kararlılıkla uygulanacağını söyledi.
Disiplin cezalarının yanısıra “İmalatta, mal
ve hizmet arzında sağlık kurallarına uymamak, ölçü ve tartı aletlerini hileli
bir şekilde kullanmak, hileli, karışık veya standartlara aykırı ve kalitesiz
mal imal etmek ve satmak” suçunu işleyen üyelere her bir suç için 2.2 milyar
lira para cezası da verileceğini sözlerine ekledi.